Tema Grup Akademi

Tema Grup Akademi, Tema Grup'un bir iştirakidir.

info@temagrup.com

+90 212 663 9184

0
Kapat

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

İŞ HAYATINDA “BOŞLUK” HİSSİ

Geçenlerde çalışan motivasyonu ile ilgili bir seminere katılmıştım. Alanında uzman İK yöneticilerinin katıldığı, çalışan motivasyonuna dair kapsamlı araştırmaların ve sonuçların konuşulduğu bir bölüm de vardı seminerde. Türkiye’de çalışanların %80inin çalışmak istemediğinden bahsedildi. Bu çok yüksek bir oran değil mi? “Boşluk” hissi, pek çoğumuzun zaman zaman hissettiği bir duygu olsa da iş dünyasında boşluk hissi motivasyonsuzluktan çok daha fazlası; yaptığın işte anlam bulamamak, kendini “robot gibi” hissetmek (bunu bir iş arkadaşım tanımlamıştı), kendinizi çalıştığınız ortama, o ekibe ait hissedememek, çabalarınızın görülmediğini düşünmek… Bu liste böyle uzar gider. Aslına bakılırsa “boşluk” duygusu bir şey hissetmekten çok “hissedememekten” kaynaklanıyor; ait hissedememek, değerli hissedememek, anlamlı hissedememek, bağlı hissedememek…

 

Eğer burada yazdıklarım size temas ediyorsa lütfen okumaya devam edin.

 

Dr. Jonice Webb’in Boşluk Hissi kitabında farklı ebeveyn türlerinin çocuklarda nasıl “boşluk hissine” neden olduğunu ve bu durumun nasıl düzeltileceği anlatıyor. Ben de Sayın Ergün GÜLTEKİN’in aklına gelen fikir sayesinde genel olarak şirketlere bulunabilecek 5 çeşit yönetici türünün çalışanlar üzerinde nasıl “boşluk hissi” oluşturabileceğini ve bu duyguyla başa çıkabilmek için neler yapabileceğinizi incelemek istedim. En son kısımda depoyu doldurmak bölümünü okumayı da unutmayın.

 

1-) Sosyopat Yönetici

Buradaki sosyopat ifadesini bir yasayı çiğneyen veya bir suç işleyen birisi olarak düşünmeyin çünkü genelde sosyopat insanlar nazik ve özverili bir izlenim yaratırlar. İş dünyasında sosyopat bir yöneticiniz varsa size söylediği, yaptığı herhangi bir kötü muamele için suçluluk veya rahatsızlık hissetmez çünkü onda eksik olan duygu: vicdandır. Başkalarının sözlerini kendi amaçları uğruna değiştirebilir, işler ters gittiğinde diğerlerini suçlayabilir. Bunun en güzel göstergelerinden biri de sizi incitmesi ve daha sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmasıdır; üstelik kötü hissettiğiniz için sizi suçlar ve duygularınızı küçümser. Örneğin sizi herkesin içinde küçük düşüren bir yönetici bir dakika sonra duygularınızın ve gururunuzun ne kadar incindiğini umursamadan sizinle normal diyalog kurmaya devam eder, alındığınızı fark ederse de sizi fazla hassas olmakla suçlar ve sadece sizin iyiliğinizi düşündüğünü söyleyerek sizi suçlu hissettirir. Bu şekilde üstünüzde kontrol yaratmaya çalışır. Sonuçta duygusal olarak çok yıpranır ve tükenmişlik yaşarsınız.

 

2-) Narsist Yönetici:

Onlar herhangi bir ofisin “kralları ya da kraliçeleri”dir. Bu üstünlüğünü onlara kanıtlayan kişilere yönelirler. Muhtemelen ofiste bir tane “Kutsal” çalışanı bulunabilir, bu kişinin diğerlerinden öne çıkan bir özelliği bulunur (işteki başarısı, fiziksel, kültürel veya başka bir parametrede). Birisi onların görkemli hislerine darbe indirdiği zaman zor bir insana dönüşürler. Yanılmış olmaktan, hata yapmış olmaktan, başarısız olmaktan veya “öyle görünmekten” nefret ederler ve bunu daima başkalarına atfederler. Sadece kendi konuştuklarını duymak islerler. Ekibinin başarılarını kendi başarısı gibi, başarısızlıkları da onların başarısızlığı gibi yansıtır, ihtiyaçlarını dile getirmeye çalışan çalışanları bencil ve düşüncesiz olarak etiketler. Bu tarz yöneticilerle çalışmanın yarattığı en büyük sıkıntı sizin emeklerinizin sürekli olarak gölgelenmesi ve yapmadığınız şeyler yüzünden sorumlu tutulmaktır.

 

3-) Depresif/Yaslı Yönetici

Depresif Yöneticiler kendi iç dünyalarında yönetemedikleri fırtınalı duyguları farkında olmadan iş hayatına taşıyabilirler. Sürekli yorgun, karamsar ve düşük enerjili olmaları size de yansır ve ekibin motivasyonunu etkileyebilir. Özellikle yönlendirmeye, desteğe ihtiyacı olan çalışanlara gerekli yönlendirmeyi veremeyecek olan lider, bu çalışanı zaman içinde kaybedebilir. Diğer çalışanların hevesle çalışmaları, başarıları ve olumlu katkıları tekrar tekrar onaylanmadığında ve görülmediğinde çalışanlara bu başarıların “çok da önemli olmadığı” mesajı verilmiş olur. Buna ek olarak, bir sorunla karşılaştığınızda başvuracağınız iş bitirici, güvenilir bir yöneticinin bulunmaması, sizin ve ekibin üstünde stres ve baskıyı arttırabilir. İç dünyasıyla meşgul
olan yönetici karar vermekte gecikir, hedefleri netleştiremez, ekibinin ihtiyaç duyduğu rehberliği sunamaz ve süreçler belirsizleşir. Bu durum sizde zamanla “boşa uğraşıyorum” hissini uyandırabilir ve zamanla ekipten kopmalarına, ekip içi iletişimin zayıflamasına, çaresizlik hissine neden olabilir.

 

4-) İşkolik Yönetici

İşkolik yöneticiler hayatlarını işe adadıkları için sizden de bu davranışı görmek isterler. Mola saatlerini kullanmaz, mesai bittiğinde çalışmaya devam eder, hafta sonları bile çalışmaya devam eder hatta yıllık izinde bile çalışırlar, kendisi bundan mutlu olduğu sürece bunda bir sorun yoktur ancak sizden de sürekli bu performansı görmek isterler. Molalarınızı kullandığınızda, yıllık izne çıkmak istediğinizde, mesaiye kalmaktan yorulduğunuzu ve hafta sonu biraz kendinize zaman ayırmak istediğinizi söylediğinizde sizi tembellikle, bencillikle, sorumsuzlukla suçlayabilir. Bu yoğun tempoya rağmen hala hak ettiğiniz takdiri alamamak ve dinlenme zamanlarınızı şirkete borçlu hissederek yaşamak zamanla tükenmişliğe, yaptığınız işte anlam bulamamaya yol açabilir.

 

5-) Otoriter ve Mükemmeliyetçi

Otoriter yöneticiler ekibinden çok fazla şey bekler. Koyduğu katı kuralların gerekçelerini bile açıklamadan itaat beklerler ve kurallara katı bir şekilde uyulmasını beklerler. Otoriter yöneticiler sorunları veya fikir ayrılıklarını konuşarak çözmek yerine, tek taraflı kararlar verir. Bu tarzda yöneticiler insanları olduğu gibi değil kendi zihinlerinde olması gerektiği gibi görür ve öyle davranmalarını bekler, bireysel farklılıkları, sizin hislerinizi veya beklenmedik problemleri dikkate almazlar. Sadece hatalara, olumsuzluklara, katı kurallara odaklanırlar; başarılar, güzel gelişmeler “zaten olması gereken şeyler” olarak görüldüğü için takdir veya tebrik etmez.

 

Yazının bu bölümünde iş hayatında karşılaşma ihtimalinizin ve “boşluk” hissi yaratma ihtimalinin yüksek olduğunu düşündüğüm yönetici türlerini tanımladım. Şimdi de sizin iç dünyanıza yönelik içinizdeki boşluk duygusunu tanımak odaklı devam etmek istiyorum. Bu anket, herhangi bir araştırmada geçerliliği ispatlanmamış olmakla birlikte gözlemlerim sonucu edindiğim fikirlerden yararlanarak oluşturuldu. Bu maddeler herhangi bir tanı değeri
taşımaz, sadece hissettiğiniz duyguları tanımanıza; bu duygularla başa çıkmak ve “depoyu doldurmak” için neler yapabileceğinize odaklanmanızda yardımcı olabilir. Bu hisler şöyle özetlenebilir;

 

  1. Çabalarınızın, yaptığınız işin hatta varlığınızın bir anlamı olmadığına inanır ve, işte geçirilen zamanı “boşa” harcadığınızı düşünürsünüz.
  2. Çalışmak sizde “para kazanmak için katlanılan bir zorunluluk” haline dönüşür.
  3. Kendi bedeninizden, duygularınızdan, düşüncelerinizden koparak görevleri sorgulamadan yerine getiren, otomatikleşmiş bir “makine” gibi hissedersiniz
  4. Günü bitirmekten başka bir hedefiniz olmadığı için sadece çıkış saatine odaklanırsınız.
  5. Kendi kararlarını verme alanının azalması yüzünden “kontrol kaybı” duygusu yaşarsınız.
  6. Sürekli izleniyor/ dinleniyor gibi hissetmenin yarattığı tedirgin ve kaygılı ruh hali yüzünden tükenmiş ve kaygılı hissedersiniz.
  7. İşe karşı heyecan, merak ya da tatmin hissedemez, yaptığınız işin hatta varlığınızın bir anlamı olmadığını düşünür ve yaptığınız şeyin değerini sorgularsınız.
  8. İnsan olarak değer görmediğinizi; çalıştığınız şirketle, yöneticinizle veya ekibinizle samimi bir “bağ” kuramadığınızı hissedersiniz
  9. Çabalasanız dahi ne maddi ne manevi bir karşılık alamayacağınıza inandığınız için ümitsizlik, çaresizlik duygusu yüzünden minimum eforda çalışırsınız.

 

Bu listede size temas eden maddeler oldu mu? Eğer olduysa okumaya devam edin. Çünkü bu hisleri taşımak çok zor ve boşluk hissi günden güne sizi daha da geriye çekiyor. Depoyu doldurmadan önce ilk yapmanız gereken şey duygularınızı ve ne hissettiğinizi tanımanızdır. Bunun için yukarıda bahsettiğim kitabı kullanabilirsiniz. Ben şimdi iş dünyasında boşalan “depoyu” nasıl dolduracağınızla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

 

DEPOYU DOLDURMAK

Victor Frankl (Avusturyalı nörolog ve psikiyatr) “İnsanın Anlam Arayışı” isimli kitabında 2. Dünya savaşı sırasında Nazi toplama kampında işkencelerle, kayıplarla, açlıkla, her türlü aşağılık hissettirilecekleri muameleyle baş ederken bile hala mutlu kalabilmek, kendi merkezinde olabilmenin ve hayatta bir anlam bulabilmenin ve dayanabilmenin anahtarını anlatıyor. Kitabından birkaç alıntı paylaşmak istiyorum

 

Diyor ki “Yaşama bir anlam yükleyenler, hangi koşulda olursa olsun dayanacak gücü bulabilir”, bunu nazi toplama kampında işkencelere maruz kalmış; anne babasını, karısını ve çocuğunu kaybetmiş bir psikoloğun söylediğini unutmayın lütfen. Hayatımızda bir anlam bulmak, bize nasıl davranıldığı, başımıza neler geldiği, bize nasıl kötülükler yapıldığıyla ilgilenmemizi bırakıp, kontrol alanımıza yani kendi eylemlerimize yönelmemizi sağlıyor. Temel olarak zor koşullar altında insanlar zihinsel ve ruhsal olarak neye dönüşeceğine, ne olacağına kendileri karar verebilir. Kısacası her koşulda insanın iradesi vardır. Aslında şunu idrak etmeli insan, koşulları değiştirmek elinden gelmiyorsa katlanmak için kendine yollar bulmalı. Kitabı okumak isteyenlere öneririm.

 

Açlık, işkence, korku ve öfke içerisindeyken bile Frankl diğerleriyle “mizah” yapabildiklerini, gülebildiklerini anlatıyordu. Bu insanın başa çıkmak için geliştirdiği doğal bir stratejiydi, ikincisi “umut etmek”. Bu psikolojide “af yanılsaması” olarak geçen bir duruma benziyor. İdam edilecek bir mahkumun son ana kadar “belki affedilirim” diye umut edebilmesi onu aklını yitirmekten alı koyuyor. Belki de “züğürt tesellisi” demeliyiz, Ergün Bey’in deyimiyle, 🙂 ama işe yarıyor. Son olarak da entelektüel bir bakış açısı geliştirmek sizi zorluklar karşısında dayanıklı kılabilir. Kitapta mahkumların kamyonla taşınırken kısa bir an gün doğumunu görme fırsatı buldukları anda yüz ifadelerinin anlatıldığı, birlikte şiir okuduklarını, müzik yaptıklarını anlatan bir bölüm vardı, o kısımdan çok etkilenmiştim çünkü kendilerini çevreleyen korkunçluklardan, iç zenginliklerine ve ruhsal özgürlüklerine sığınarak korunabiliyorlardı.

 

Boşluk duygusu her ne kadar dışarıdan gelen etkiler yüzünden oluşmuş gibi görünse de, iç dünyamızın ve mutluluğumuzun tutunacak bir dalı olmaması yüzünden “kırılgan” olması bizi çok savunmasız kılıyor. Bu yüzden hayatımızdaki “boşluk hissi” ile savaşabilmek için bize neler yapıldığı, başımıza ne geldiğiyle değil, bizim bu olanlar karşısında zihinsel ve ruhsal olarak neye dönüşeceğimize odaklanmamız gerekiyor.

Ancak bununla sınırlı kalmak gene de “boşluk” hissiyle baş etmemiz için yeterli değil. İş dünyasında yaptığımız şeyin bir anlamı olduğunu, ona bir değer atfederek hissederiz. İşimizin bir parçası olan rutin, gereksiz gibi görünen “sıkıcı” işleri bir fırsat olarak görüp, süreçleri iyileştirmek, başkalarına katkıda bulunmak veya kendi öğreniminize dönüştürmek, o işe değer katmak demektir. Örneğin, dosyaları düzenlemek ve sınıflandırmak sıkıcı ve değersiz bir iş gibi görünse de bu düzen ve sınıflandırma sayesinde istenilen bilgiye hızlı ve doğru erişimi kolaylaştırarak raporların hatasız tamamlanmasına katkı sağlayacaktır. Bu sayede yaptığınız iş size daha anlamlı gelmeye başlayacaktır.

 

Boşluk hissiyle baş etmenin bir diğer yolu da “faydalı” olduğunu hissetmektir. Faydalı olmak bir “üretimden” kaynaklanır. Faydalı olmak; yanlış yapılan bir şeyi düzeltmek, olmayan bir şeyi var etmek veya eksik yapılan bir şeyi tamamlamak şeklinde özetlenebilir. Örneğin çalıştığınız birimde yıllardır süregelen bir plansız ve düzensiz veri akışı yüzünden geçmişe yönelik veri almakta zorlandığınızı, bu nedenle geleceğe yönelik hedef oluşturmakta zorlandığınızı varsayın. O zaman bu düzeni siz başlatın, kimse söylemeden, gerekli olanı siz görün ve o sistemi siz kurun. Bekleneni yapmak “robot gibi” hissetmenize neden olurken beklenmeyeni yapmak hem kontrol alanı oluşturmanıza yardım eder hem de sizden sonra gelenlerin sizin sayenizde işinin kolaylayacağını bilmek içsel bir tatmin sağlar. “Bu benim işim değil ki, başkası yapsın, yapmak zorunda değilim” dediğiniz noktada kısa vadede rahatlasanız da uzun vadede boşluk, tatminsizlik ve sınırlı etki getirir. Tam tersine, bazen “ben bunu yapabilirim” demek, işinize anlam katar, ekibinize katkı sağlar ve boşluk hissini ortadan kaldırır.

 

Tüm bu yazılanları özetlemek gerekirse, iş dünyasında boşluk hissiyle mücadele etmek ve anlamlı bir iş hayatı oluşturulabilmek için

  • Başımıza gelenleri, bize yapılanları değiştiremiyorsak bile buna nasıl tepki vereceğimiz ve eylemlerimiz bizim elimizdedir. Kendi zihinsel ve ruhsal duruşumuzu korumak, anlam bulmanın temelidir.
  • Rutin veya anlamsız görünen işler bile, onlara değer ve anlam atfederek önemli hâle getirilebilir. Olgulara değer atfetmeyi deneyin.
  • Yanlış yapılanı düzeltmek, eksikleri tamamlamak, olmayanı yaratmak gibi eylemlerle hem kendi etkimizi hem başkalarının işlerini kolaylaştırabiliriz. Bekleneni yapmak yerine beklenmeyeni yapmak kontrol hissini arttırır ve makineleşmiş hissetmenizin önüne geçer.
  • Kendi sınırlarımızı görev tanımımızla sınırlamamak, inisiyatif almak ve sorumluluk üstlenmek, işimize anlam katarken ekibimize de değer katar. “Bu benim işim değil” demek kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede tatminsizlik ve sınırlı etki getirir.
  • Mizah, umut ve entelektüel bakış açısı gibi stratejiler, zorluklar karşısında dayanıklılığı artırır ve içsel yakıtınızın tükenmesine karşı koruma sağlar

 

Ezgi BAYTEMÜR

Yönetim Danışmanı Yardımcısı (İnsan Kaynakları)
LinkedIn