Tema Grup Akademi

Tema Grup Akademi, Tema Grup'un bir iştirakidir.

info@temagrup.com

+90 212 663 9184

0
Kapat

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

YENİ ÖTV DEĞİŞİKLİĞİNİN ELEKTRİKLİ ARAÇ VE SÜRDÜREBİLİRLİĞE ETKİSİ

Son yıllarda otomotiv sektörünün odak noktası olan elektrikli araçlar, yalnızca çevreci bir ulaşım aracı olmanın ötesinde, küresel enerji dönüşümünün ve iklim politikalarının da taşıyıcısı haline geldi. Avrupa’da 2035 yılı itibarıyla içten yanmalı motorların yasaklanması yönündeki kararlar, ABD’nin ve Çin’in teşvik odaklı dönüşüm programları, dünya genelinde elektrifikasyona geçişi hızlandırıyor.

Türkiye ise bu dönüşüm sürecinde zaman zaman çelişkili adımlar atıyor. Temmuz 2025’te yayımlanan 7555 sayılı Kanun ve aynı gün yürürlüğe giren Cumhurbaşkanı Kararı ile, elektrikli otomobillerdeki ÖTV oranları ciddi oranda artırıldı. Bu karar, sektörde hem tüketici hem üretici nezdinde yankı buldu.

 

Türkiye’deki Yeni Düzenleme

24 Temmuz 2025 tarihli ve 32965 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan düzenleme ile:

 

En düşük ÖTV oranı %10’dan %25’e, bazı üst segment elektrikli araçlarda %60’a kadar çıkan oranlar ise %80’e kadar yükseltildi. Dahası, motor gücüne ve batarya kapasitesine göre ayrım yapılan mevcut matrisin sınırları daraltılarak birçok modelin bir üst vergi dilimine geçmesine neden olacak şekilde teknik eşikler güncellendi.

 

Bu değişiklik, doğrudan satış fiyatlarını yukarı çektiği gibi, elektrikli araçları “erişilebilir alternatif” olmaktan uzaklaştırma riski taşıyor. Türkiye’de hâlihazırda ithalata dayalı olan elektrikli araç pazarının kırılgan yapısı düşünüldüğünde, bu artışın yansımaları geniş çaplı olacaktır.

 

Bu vergi artışının kısa vadede üç temel etkisi olacak:

Tüketici Talebinde Düşüş: Elektrikli araçlara olan bireysel talep, özellikle orta sınıf alıcılar için ciddi şekilde azalacaktır. Birçok model için fiyat farkı 300 bin – 800 bin TL arasında artış göstermektedir.

 

İkinci El Pazarına Baskı: Talep sıfır araçlardan ikinci el elektrikli araçlara kayacak; bu da sınırlı ikinci el elektrikli araç stoğunda ani fiyat artışlarına sebep olabilir.

 

Yerli Üretimin Caydırılması: TOGG ve potansiyel yerli üreticiler açısından, yüksek ÖTV’li bir iç pazar, üretim planlarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir. Yatırım cazibesi azalabilir.

 

Dünya Uygulamalarıyla Karşılaştırma

Elektrikli araçlar konusunda dünya genelinde vergi politikaları, çevreci ulaşımı teşvik etmeye yönelik yapılandırılıyor. Devletler bu geçişi hızlandırmak
amacıyla doğrudan sübvansiyonlar, ÖTV/KDV muafiyetleri, batarya ve şarj altyapı destekleri gibi mekanizmalar kullanıyor.

Almanya: Elektrikli araçlar için devlet 6.000 Euro’ya kadar alım teşviği sağlıyor. ÖTV uygulanmıyor. Ayrıca 10 yıla kadar motorlu taşıtlar vergisinden muafiyet bulunuyordu, 2023 sonu itibarıyla Almanya’da EV alım sübvansiyonları tamamen kaldırıldı. 4.500 €’luk devlet desteği sona erdi ve tüketici talebinde keskin bir düşüş yaşandı; 2024’te ise satışlar yaklaşık %27 oranında geriledi. Ford gibi büyük üreticiler Almanya’daki EV satışlarının zayıf seyretmesini doğrudan hükümetin teşvik eksikliğine bağladı ve 4.000’e yakın işten çıkarmayı açıkladı. Devlet, şirket araçlarına özel olarak EV’lerde %75’e kadar ilk yıl amortisman indirimi (accelerated depreciation) getirecek; nihai vergi oranı 2028–2032 arasında kademeli olarak %10’a düşürülecek. Almanya’nın önce teşviki aniden kaldırması, piyasa istikrarını zedeledi ve tüketici/bayi güvenini sarstı. Şu anki politika, yeşil dönüşümü teşvik yerine kurumsal EV alımlarını destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılıyor.

 

Fransa: Gelir düzeyine göre 5.000- 7.000 € arası doğrudan devlet katkısı verilirken, eski araçlarda hurdaya çıkarıldığında ek 2.500 € veriliyor. ÖTV uygulanmıyor, KDV indirimi de bazı segmentler için mevcut. Ayrıca, Fransa’da teşvik politikası sadece çevreci değil, aynı zamanda sosyal adalet perspektifi de taşıyor. Düşük gelirli vatandaşlar için ulaşılabilirlik sağlanıyor.

 

Çin: 2009–2022 arasında Çin hükümeti EV alımları için tüketiciye doğrudan sübvansiyon ve vergi muafiyetleri sağladı; toplam teşvik maliyeti yaklaşık 200 milyar RMB oldu. 2022 sonunda, BEV ve PHEV için tüketici alım sübvansiyonları tamamen kaldırıldı ÖTV benzeri araç alım vergisi, 2023–2025 arasında tam muaf tutulacak; 2026–27 için vergilendirme yarıya indirilecek şekilde planladılar. Sübvansiyonlar sona erdikten sonra bile Çin EV pazarı büyümeye devam ediyor. 2024’te EV satışları yaklaşık %40 artarak toplam araç satışlarının %45’ine ulaştı.

 

ABD: Federal hükümet 7.500 USD’ye kadar vergi indirimi sağlarken, eyalet bazında ayrıca teşvikler uygulanıyor. California, New York gibi eyaletlerde 2.000 – 5.000 $ arası ek indirim sağlanıyor. Karbon ayak izi düşük üreticiler avantajlı konumda.

 

ABD modeli, rekabeti sadece satışta değil, üretim teknolojisinde de artırıyor. Hem yeşil hem stratejik ekonomi.

 

Türkiye: 2023’te %10 ÖTV oranıyla teşvik edilen elektrikli araçlar, 2025 itibarıyla %25-80 arasında ÖTV’ye tabi hale geldi. Teşvikten vazgeçildiği gibi caydırıcı bir vergi politikasına geçildi.

 

Vergi politikaları sadece gelir toplama aracı değil, aynı zamanda kamu politikalarının yönlendirici aracı olduğu çoğumuz tarafından bilinmekte. Türkiye’nin elektrikli araçlara yönelik ÖTV artışı, kısa vadede bütçeye gelir sağlama hedefi taşısa da uzun vadede çevre hedefleri ile çelişiyor, yerli üretimi zorluyor ve düşük karbonlu ulaşıma geçişi yavaşlatıyor.

Karar, özellikle “Yeşil Mutabakat” sürecine uyumlu bir vergi mimarisi geliştirilmesi gereken dönemde alınmış olması açısından da dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Avrupa ile ticaret hacmi yüksek olan Türkiye’nin, karbon ayak izini azaltmayan bir ulaşım politikası nedeniyle Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) kapsamında cezai yaptırımlarla karşılaşma riski de bulunuyorken üstelik. Elektrikli araçlar konusunda global eğilim, teşvik edici, kapsayıcı ve çevre dostu bir vergi politikasıdır. Türkiye’de ise Temmuz 2025 itibarıyla bu yaklaşım terk edilmiş gibi görünüyor. Türkiye çevreci ulaşım vizyonunu yitirirken aynı zamanda dış ticaret partnerleriyle yeşil uyum sürecinde de geride kalma riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Her ne kadar ÖTV oranları tüm elektrikli araçlar için sabit olmasa da motor gücü, batarya kapasitesi ve matrah gibi teknik kriterlere göre farklılaştırılmış olsa da günümüzde araç sahibi olmak toplumun geniş kesimleri için artık lüks değil, zorunlu bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ulaşım altyapısının yeterince gelişmediği, toplu taşımanın sınırlı kaldığı birçok şehirde özel araç sahipliği, bireyler açısından bir tercihten çok zorunluluğa dönüşmüş durumdadır.

Bu bağlamda, devletin dolaylı vergi yükünü ulaşım gibi temel bir ihtiyaç üzerinden şekillendirmesi; dolaylı yoldan gelir vergisi tahsil etmeye çalıştığı yönünde haklı eleştirileri beraberinde getirmektedir. Özellikle yüksek enflasyonun ve reel gelir kayıplarının yaşandığı bir dönemde, bu tür vergilendirme politikaları, toplumsal adalet duygusunu zedeleyebilmektedir. Kısacası, araç sahipliği artık lüks değilken, vergi politikaları hala bu yaklaşımı yansıtıyor görünmektedir. Elektrikli araçlar gibi çevreci ve stratejik öneme sahip ürünlerde bu tür vergisel yüklerin artması, sadece çevre politikalarını değil, aynı zamanda sosyal adalet hedeflerini de zayıflatmaktadır. Kamu finansmanında denge gözetilirken, vergi yükünün kim tarafından taşındığı sorusu da en az gelir miktarı kadar önemlidir. Enflasyon etkisine ve hali hazırda olan kredi faiz oranlarına değinmek istemiyorum bile.

 

Onur Selçuk GÜL

Vergi Denetçisi